Etik İlkeler Özlük Hakları

ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA EĞİTİMİNİN BİLİMSEL BÜTÜNLÜĞÜNE VE MESLEKİ ÖZERKLİĞİNE DAİR

Yayına Giriş Tarihi
11.12.2025
Güncellenme Zamanı
-
Yayınlayan Birim
MERKEZ
Okunma Sayısı: 1

 Şehir ve Bölge Planlama Eğitiminin Bilimsel Bütünlüğüne ve Mesleki Özerkliğine Dair

Türkiye`de şehir ve bölge planlama eğitimi son yıllarda giderek derinleşen bir sorunla karşı karşıyadır. Bu sorun artık yalnızca eğitim kurumlarını ilgilendiren bir konu olmaktan çıkmış, kentlerin geleceğini ve kamu yararını doğrudan etkileyen bir hale gelmiştir. Ülkenin pek çok üniversitesinde planlama bölümlerine planlama alanında hiçbir bilimsel birikimi bulunmayan farklı meslek gruplarından öğretim üyeleri atanmakta ve bu kişiler hem bölüm yönetimlerinde hemde eğitim sürecinde söz sahibi olmaktadır. Bu tablo, planlama disiplininin kurumsal bütünlüğünü ve mesleğin uzun yıllar boyunca oluşturduğu birikimi zayıflatmakta ve ciddi bir aşınma yaratmaktadır. Bu aşınma yalnızca akademik bir zafiyet olarak görülmemelidir. Artık kent hakkını, kamu yararını ve mesleğin geleceğini doğrudan tehdit eden yapısal bir sorun haline gelmiştir. Bu kişiler planlama eğitiminin kurumsal bütünlüğü bilinçli ya da bilinçsiz biçimde aşındırmaktadır. Bu aşındırma giderek sessiz fakat derin bir tahribata dönüşmektedir.

Son dönemde yaygınlaşan bu uygulama çoğu zaman "çok disiplinlilik" kavramı ile bir meşru zemine oturtulmaya çalışılmaktadır. Oysa çok disiplinlilik, planlamanın kendi kuramsal zeminini başka mesleklerle paylaşması anlamına gelmemektedir. Planlama dışı alanlardan gelip bu meslek disiplininin gerektirdiği en temel bilgi bütününe bile hakim olmayan kişilerin planlama bölümlerinin akademik kadrolarında yer işgal etmesi çok disiplinli bir yapı oluşturmamakta, planlama disiplinini kadroda yer tutan kişilerin hakim olduğu alanlara doğru sündürmektedir. Bu yaklaşım, planlama eğitimini zenginleştiren bir çeşitlilik değil, tam tersine disiplinin içinin boşaltılması sürecidir.

Bugün bazı planlama bölümlerinde kent kuramı, kentleşme tarihi, kamusallık, mekânsal adalet, planlama hukuku ve kent sosyolojisi gibi temel alanlarda hiçbir yetkinliği olmayan kişilerin ders verdiği, öğrenci yetiştirdiği ve bölüm kararlarını aldığı bir durum ortaya çıkmıştır. Bu durum yalnızca bir liyakat sorunu değildir. Bu durum şehircilik disiplininin doğal gelişimini bozan ve mesleği teknik bir alt başlığa indirgemeye çalışan bir anlayışın sonucudur. Planlama eğitimi salt teknik bir faaliyet değildir. Kent yaşamını, toplumsal yapıyı, ekonomik ilişkileri ve mekânın örgütlenişini birlikte ele alan, bu ele alışı bilimsel bilgiye ve  özgün analitik çerçevelere dayandıran bir bilim, uygulama ve çalışma alanıdır. Bu alanın dışarıdan kuşatılması ve planlama eğitiminin kendi iç dinamiklerinden uzak kişilere teslim edilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Sorun yalnızca teorik eksiklikle sınırlı değildir. Farklı mesleklerden gelen ve planlama pedagojisini tanımayan kişilerin, eğitimin temel taşı olan stüdyo derslerini dahi anlamakta zorlandıkları açıktır. Stüdyo ortamı planlama öğrencisinin mesleki kimliğinin şekillendiği, eleştirel düşüncenin geliştiği, öğrenmenin öğrenildiği ve üretimin süreklilik kazandığı bir yapıdır. Ancak bu yapıya yabancı olan kişilerin aynı anda derse girerek ortak bir çizgi oluşturamaması stüdyoları işlevsizleştirmekte, öğrenci için yönlendirme kargaşası yaratmaktadır. Bu durum bölümün kendi iç dinamiğini bozan başka bir aşınma biçimi haline gelmiştir.

Benzer bir yaklaşım teknik geziler konusunda da kendini göstermektedir. Planlama eğitiminin ayrılmaz ve zorunlu bir parçası olan teknik saha gezilerinin gereksiz görülmesi, gezilere gidilmemesi ya da saha çalışmasının gereğinin yapılmaması planlamanın doğasına tamamen aykırıdır. Kentin bağlam bağımlı ve yerin bilgisine dayalı yapısı ancak yine yerinde çözümlenebilir. Mekansal ilişkiler yerinde kavranabilir. Bu mecburiyeti bilmeyen bir yaklaşım planlama disiplininin esasından çok uzak olmakla birlikte mesleki pedagojiden de bütünüyle uzaktır. Bu anlayış öğrencinin kentle kurması gereken bağı koparmakta ve eğitimin kalbini oluşturan deneyimsel öğrenmeyi zayıflatmaktadır.

Bir başka sorun da planlama bölümlerinin doğası gereği kuruluşundan bu yana sürdürdüğü ders saatlerinin dışına taşan, geceleri ve hafta sonlarını da içeren, birlikte çalışma, grup çalışması, ekip çalışması ve birbirinden öğrenme kültürünün anlaşılmamasıdır. Stüdyo dönemlerinde yoğun üretim süreci içinde çalışmak planlama eğitiminin doğal bir parçasıdır. Bu kültür uluslararası okullarda da bilinen, desteklenen ve saygı duyulan bir süreçtir. Ancak mesleki eğitimin bu temelinden habersiz olan bazı akademisyenlerin bu ritmi sorgulaması, hatta gereksiz bulması bölümün genetik yapısı ile uyumsuz davranışlara yol açmaktadır. Bu durum öğrencilerin motivasyonunu azaltmakta, üretim ritmini bozmaktadır.

Tüm bu örnekler farklı disiplinlerden gelenlerin planlama eğitiminin köklü geleneklerini ve kurumsal kimliğini anlayamadan bu alanı yönlendirmeye çalıştığında nasıl bir tahribat ortaya çıktığını göstermektedir. Yaşanan durum yalnızca liyakat sorunu değildir. Bu durum mesleğin akademik omurgasının aşınmasıdır. Disiplinin özgün bilgisinin yerini teknik indirgemeciliğe bıraktığı bir çözülme sürecidir.

Planlama eğitiminin karşı karşıya olduğu bu sorunlara rağmen bazı okullarda hiçbir yapısal baskı hissetmeyen, kadro aşınmasının etkisini yaşamayan ve bu nedenle sorunu görmezden gelme lüksüne sahip çevrelerin de bulunduğu bilinmektedir. Bu çevreler çoğu zaman "hoşgörü", "birlikte çalışma kültürü" ya da "katkı sunabilir" gibi söylemlerle meseleyi önemsizleştirmekte ve mevcut tahribatı sıradan bir akademik çeşitlilik tartışmasına indirgemektedir. Oysa burada söz konusu olan basit bir uyumsuzluk ya da kişiler arası ilişki meselesi değildir. Bu yaklaşım, sorunla yüzleşen bölümlerde giderek derinleşen aşınmayı görünmez kılmakta ve mesleğin geleceği için kritik olan yapısal bozulmayı perdelemektedir. Şehircilik disiplininin kurumsal bütünlüğü, bu durumu hissetmeyen kesimlerin rahatlığına ve dışarıdan izleyen tutumuna bırakılamayacak kadar önemli bir meseledir.

Ortaya çıkan tablo öğrencilere verilen eğitimin niteliğini düşürmekte, meslek alanının kamusal sorumluluğunu zayıflatmakta ve planlamanın toplum nezdindeki saygınlığını aşındırmaktadır. Dahası, kent politikalarının şekillenmesinde etkili olan planlama mesleğinin yetki alanı belirsizleştirilmekte ve kamu yararı ilkesini korumayı taahhüt eden bilimsel çerçeve daraltılmaktadır.

Bu nedenle Şehir Plancıları Odası olarak kamuoyuna ve ilgili tüm kurumlara çağrımız nettir.
Şehir ve bölge planlama bölümlerine yapılacak akademik atamalarda planlama alanında bilimsel üretim ve uzmanlık zorunlu hale getirilmelidir. YÖK ve üniversiteler planlama eğitiminde sebep oldukları nitelik kaybını görmezden gelmemelidir. Şehircilik disiplininin yıllar içinde oluşturduğu bilgi birikimini ve kamuyu önceleyen yaklaşımını korumak için gerekli adımlar gecikmeden atılmalıdır.

Kentlerin geleceği, ancak güçlü bir planlama eğitimi ile güvence altına alınabilecektir. Şehir Plancıları Odası, mesleğin bilimsel ve kamusal temellerini aşındıran bu yanlış uygulamalara karşı durmaya devam edecektir. Bu süreç, yalnızca mesleğimizin değil, ülkenin kentleşme pratiğinin ve hem güvenli kentler inşa etmenin hem de kentlerin güvenliğinin yarınlarını da belirleyecektir.

TMMOB Şehir Plancıları Odası

Genel Merkez Yönetim Kurulu


TMMOB
Şehir Plancıları Odası

Çerez Politikası & Gizlilik Sözleşmesi

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için amaçlarla sınırlı ve gizliliğe uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Çerezleri nasıl kullandığımızı incelemek ve çerezleri nasıl kontrol edebileceğinizi öğrenmek için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz

kişisel verilerinizin Odamız tarafından işlenme amaçları konusunda detaylı bilgilere KVKK sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

"/> woman-female